Aşk için Almanca · Deutsch aus Liebe
Türkiye'nin Balıkesir şehrindeki bir Almanca kursu, bu uzun süreli gözlemin başlangıç noktasıdır. Katılımcılar, Almanya'da yaşayan bir Türk erkekle evlenip onun yanına taşınmak istedikleri için Almanca öğreniyorlar. Film, bu kurstaki üç kadına Türkiye'den Almanya'ya, yeni bir hayata giden yolculuklarında eşlik ediyor.
Film, olayları kadınların bakış açısından anlatıyor. Türkiye'de kendileriyle ilk kez karşılaştığımızda Seher (24), Sümeyra (21) ve Durdu (20) çok âşıklar. Müstakbel eşleri Almanya'da doğup büyümüş. Üç kadın filmde birbirleriyle nasıl tanıştıklarını anlatıyor. Seher için bu bir „çocukluk aşkı“; eşi her yaz ailesiyle birlikte Almanya'dan gelir ve tatilini, Seher'in ailesinin de kökeninin bulunduğu aynı köyde geçirirdi. Sümeyra ile Durdu'nun evlilikleri aileleri tarafından ayarlandı; müstakbel eşleriyle önce bir süre telefonda konuştular, ilk karşılaşmalarında ise aralarında „kıvılcım“ çaktı.
Üç kadından hiçbiri daha önce Almanya'da bulunmamıştı ve müstakbel eşleri de onlara oradaki yaşamları hakkında pek bir şey anlatmamıştı. Eşlerinin aileleri bir zamanlar misafir işçi olarak Almanya'ya gelmiş – ve orada kalmıştı. Uzmanların „evlilik göçü“ adını verdiği bu duruma genç kadınlar büyük bir sevinç ve beklentiyle atılıyorlar.
Kadınlar ancak Almanca bildiklerini belgeleyerek Almanya'ya giriş için vize alabiliyorlar. Alman İkamet Yasası birkaç yıldır bunu şart koşuyor.
Kadınlar ilk Almanca kelimeleri çalışırken oradaydık; daha önce hiç yabancı dil öğrenmedikleri için bunun onlara ne kadar zor geldiğine tanık olduk. Türkiye'de nasıl yaşadıklarını, nerede büyüdüklerini, şehirdeki yaşamla kırsaldaki yaşamın ne kadar farklı olduğunu gördük. Ve kahramanlarımız üç ay sonra Goethe Enstitüsü'nde geleceklerinin bağlı olduğu sınava girerken onlarla birlikte heyecandan titredik.
Genç gelinlerle sonra Almanya'da yeniden buluştuk. Türkiye'de dil sınavını geçmelerinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra üçü de o zamanki Türkiye'dekinden daha kötü Almanca konuşuyor. Yalnızca Sümeyra, gelir gelmez bir sonraki dil kursuna başlıyor. Seher ise yeni evi St. Ingbert'te uygun bir kurs açılana kadar altı aydan fazla beklemek zorunda kalıyor.
Dilin önemi filmin merkezinde yer alıyor. Dil sorunları somut olarak hissediliyor; sonuna kadar bir tercüman olmadan işin içinden çıkamıyoruz. Birinci kuşak da hâlâ kötü Almanca konuşuyor. O zamanlar geldiklerinde dil bilgisine önem verilmemişti.
Film, hiçbir klişeye ve önyargıya başvurmadan Türkiye'den gelen bu genç kadınları tanıma fırsatı sunuyor. İzleyiciler kendi izlenimlerini oluşturabiliyor; insanlar ve sahneler kendi adlarına konuşuyor.
Kadınları Türkiye'de neşeli, âşık ve geleceğe dair beklentilerle dolu gördük. Örneğin çalışma isteklerini gerçekleştirmenin zor olduğunu ancak burada fark ediyorlar. Sıla hasreti en büyük sorunlarından biri, ama özellikle dil sorunları yeni çevrelerini keşfetmelerini engelliyor. Seher Türkiye'de tezgâhtar olarak çalışmış ve bir arkadaşıyla kafede buluşmayı severmiş; Almanya'da ise tek başına kapıdan dışarı çıkmaya cesaret edemiyor.
Türkiye'de Almancılar (Almanya'da yaşayan Türkler) zengin sayılıyor; düğünlere çok para harcıyor, tatilde eski memleketlerine geldiklerinde başka konularda da cömert davranıyorlar. Kahramanlarımızdan biri eşinin işsiz olduğunu ancak Almanya'da öğreniyor.
Film, Almanca-Türkçe dil sürümünde mevcut; Türkçe orijinal sesler Almanca, Almanca olanlar ise Türkçe altyazılıdır. Böylece Almancası kötü olan ya da hiç Almanca bilmeyen Türkler de filmi anlayabiliyor.
